Biz bir gün bir fotoğraf çekmek istedik. Makinalar, kostümler, aksesuarlar,objelerle gittik güneşi kaçırmadan. Gelen geçen, durup gözetleyen, bekleyip duran, binalardan sarkıp bakan, laf atan, seven sevmeyen, polis çağırmaya kalkıp vazgeçen tüm kasabalı dostlarımıza selam buradan...
Her gece 4’lere kadar yatmak bilmem, dun gece 3’u zor ettim. Bayram Abi geldiginde Mini’yi opuyordum... (Cinka yine 40 m’2’de kayipti) Ic hatlar girisinde beni gurbete ugurlayan taksi soforu abimizle kucaklasmamiz polislerde kucuk bir saskinlik yaratti. Sirt cantamda yan yana duran 4 mermi, pil oldugunu kanitlarken super x ray uzmanina, yan ceplerine tikistirdigim donlar ortaliga sacildi; tuhaf isimli kitaplar merak konusu oldu, hard diskler coraplarin icinde derin guvenli uykularindaydi sukur, Cinka giderayak belcantama isemisti ama kesif kokuyu benden baska farkeden olmadigi icin ben de olu taklidi yapiyordum, sonunda Istanbul ucagina kapagi attik azizim! ....... Freeshop’tan 2 raki 2 karton da 2001 sigara kaptim, parasiynan bittabiii, parfum reyonunda( vakit var daha deyip) gecmiste sevdigim butun parfumleri uzerime boca ederek (Shalimar, Kenzo, Diorissimo, Eden) , belesss bittabii, Paris ucaginda yerimi aldim. Ben yanimdaki pahali takim elbiseli isadaminin koltuktan bana tasan iril...
https://www.imdb.com/title/tt7016254/ neyse... 21 yıldır Paris'e gider gelirim, sanırsam bu aralık biletiyle 43.olacak bu seferki. 2 film beni ağlatmıştır, biri göçmenlere yardım eden kanadalı adamın hikayesindeki metro sahnesi. Biri de galiba bu film. Hala tam anlayamadığım, çözümleyemediğim bir metafor içinde, yağmurda bekleşen insanlara hadi geçin , artık snır yok sahnesi. O kadar çok istiklal cad. grişi soldaki kapıda bekledim ki.. yıllarca. Ne kavga döğüşlerle davetiyemi kabul ettirdim o konsoloslukta. Bütün şirket belgelerime kadar tüm evraklarım varken...Yağmur yağardı, biz beklerdik bahçede..Bir numara okunurdu elektronik sesle, içeri girerdin, sonra döner kapıdan çıkardın, vize verip vermeyecekleri az buçuk belli olurdu sanki. Ağlayanlar, orta yerde tüm kağıtlarını parçalayanlar, küfür edenler, güvenlik gelir hemen, nelere tanık olmadım ki! mesela tanışlar için espri konusu jargonum şudur! is it a crime to fly with Lufthansa? adamlar inanmıyor Paris'e gittiğim...
şimdi şöyle oldu. Biz 14 mart'ta Aynora ile 2 maske almıştık (5 tl'den, tedbir amaçlı) dönmeden evlerimize. Kemeraltı'nda buluşup malum nedenlerle etil edinmek amacıyla yola çıktığımızda. Pazartesiydi ve ben tramvaya binmiştim hatta, 2 kişi maskeliydi sadece..tuhaf karşılamıştım, henüz o denli ciddi bir tehdit algılamadığımdan, ya da salak vurdumduymazlığımdan. Şimdi bugün, 21 mayıs'ta yani, tekrar, 2 ayı aşkın süre sonra tekrar buluştuk kordon'da Aynora'yla. Yine tramvaydaydım ben. Buz gibi, tertemiz, boşşş. ve herkes mecburen maskeli. Kıyıda 2'şer bira götürüyorduk dertleşerekten mesafeli mesafeli, bulutları özlemişim, habire bakıyordum gökyüzüne, karaburun evim görünmüyordu, istiyordum, gidemiyordum, kedim hastaydı, iğneleri burda daha kolaydı çünkü. çok korkuyordum ölmekten, kabullenmiştim halbuki epeydir, bu virüsle bedenimin asla baş edemeyeceğinin ballar gibi farkındalığıyla daha da çok tırsıyordum. Neyse, hala sıcaktı, azcık esi esi...
Yorumlar
Yorum Gönder